İzmit’te o gece yağmur durmak bilmiyordu. Körfezin üstünde sis gibi duruyordu hava, fabrikaların ışıkları uzaktan sarı sarı yanıyordu. İş için gelmiştim, otelde tek başıma kalakalmıştım. Telefona bakıp escort ilanlarına girdim. Zeynep’in fotoğrafı durdu gözümde. Doğal, makyajsız gibi duran bir yüz, bakışlarında hem yorgunluk hem de bir şeyler vaat eden bir ifade vardı.

Mesaj attım. Kısa süre sonra cevap geldi. Sesinde acele yoktu, “İzmit’teyim, nerdesin?” dedi. Otelin adını verdim. Yarım saat sonra kapı çaldı.
Zeynep içeri girdiğinde ilk dikkatimi çeken şey parfümü değil, ıslak saçlarının kokusu oldu. Ceketi çıkardı, altında sade bir bluz vardı. “Yağmur yüzünden biraz geciktim,” dedi. Oturduk. Çay falan istemedi, sigara yaktı. Pencereden Körfez’e baktı bir süre. “Burada herkes acele ediyor,” dedi. “Sen de mi öylesin?”
Değildim o gece. Konuştuk. İşinden, şehrin sıkıcılığından, insanların ikiyüzlülüğünden. Escort işini anlatırken ne övündü ne de utandı. “Para lazım, bedenim de benim,” dedi sadece. Sonra bana döndü. “Sen ne arıyorsun aslında?”
Cevap vermedim. O zaten anlamıştı.
Yatağa geçtiğimizde acele etmedi. Elleri yavaştı. Islak saçları omzuma değdiğinde ürperdim. Öpüşürken yağmurun sesi hala durmuyordu. Bluzunu çıkardığında teni sıcaktı, gerçekti. Parmaklarımı beline doladığımda “Yavaş,” dedi ama sesi şikayet gibi değildi.
Saatlerce sürdü. Ara ara durup sigara yaktık, pencereden dışarı baktık. Konuştuk yine. Benim yalnızlığımdan, onun her gece farklı bir odaya girme halinden. Sonra tekrar birbirimize döndük. Bu sefer daha aç, daha sessiz.
Sabaha karşı uyandım. Zeynep çoktan giyinmişti. Ceketini alırken “Bir daha İzmit’e gelirsen yaz,” dedi. Kapı kapandı. Odada sadece onun parfümü ve yağmurun sesi kaldı.
O günden sonra İzmit’e her gelişimde aynı oteli tuttum. Bazen yazdım, bazen yazmadım. Ama escort Zeynep’i aradığım o geceyi hiç unutmadım. Yağmur, körfez, ıslak saçlar ve o “yavaş” kelimesi hâlâ duruyor bir yerde.
